< kırmızı kalem püresi - döküntü periler - Blogcu




27/1/2008

kırmızı kalem püresi

uzun, upuzundu saçları
gece ve anason kokuyordu
sol kulağının arkası

yaşamı hissettiğim her dokunuşunda, binlerce karınca üşüşürken parmak uçlarıma, her
öpüşünde dönerken başım ve her değişinde kirpiklerin dudaklarıma, susuyorsam ölüme... bu kadar yakın...

uzaklığı tanımlayan her kelimeyi söküp atmıştım sözlüğümden. çünkü sesini her duyduğumda
başın dizimde, ellerim saçlarında, her şeyi unutmuş iki çocuk olabilmek; bizim dışımızda
insanların icat ettiği uzaklık belirten terimleri, kaşla göz arasında kıymetsiz kılıyordu.

yine de bitsindi hani bu adını anmayacağımız "iki ayrı yerde" olma durumu. sinema biletlerini
cüzdanlarımızda özenle saklamak yerine, üzerinde benim gazetemin senin de son karaladıklarının olduğu orta sehpanın çekmecesine atıverseydik. ya da "akşam bir şeyler yedin mi?" sorusuna gerek kalmasaydı bir daha. Mutfaktan, süper güçlerle yarattığımız enfes yemeklerin kokuları salınsaydı ortalığa.

ha ama "asla", "hayır", "hayatta düşünmem" diye diye kendimi uluorta etiketlemiş ve cümle aleme "karşıyım arkadaş" diye nutuklar atmış olan da ben olduğuma göre, şimdi bana sadece "ne halt yiyeceğim şimdi?" sorusunun cevabını bulmak düşüyor.

tüm söylediklerimi çöpe atmak mı olacak bu düşüncelerin aklımın bir yerinden fırlamış olması? bunları düşünüyor olmak ve belki de hayal kurmak, bu kadar kötü mü? bu da mı ezberletilmiş olanlardan peki? bilemiyorum...

yalnızca içimde bir yer, bunları istiyor... ve ben, şu anda bunları düşünüyor olmaktan dolayı ayrı bir sıkıntı içindeyim. sana anlatamayacağımı biliyorum. sebebimi de biliyorum.neden anlatamayacağımı, neden içimde tutmam gerektiğini vs. konuşamadıklarımı yazmak benim işim, biliyorsun. o halde, hiç bir bağlayıcılığı olmayan bu kelimelerim için beni affet...

kendimce bir çıkış noktası arıyorum...

bulurum bir şekilde...



saatler sonra gelen sos: sıkıntımı çözdüm bir şekilde. tüm bunları düşünmek, yalnızca bugüne ait bir sarhoşluk anının getirisiydi. sakince durdum. düşündüm tekrar. hayalperest olduğuma karar verdim sonunda. fakat hayat, beni bunca zaman sonra iflah etmişti. bunu unutmuşum...

şimdi hikayenin sonunu "meğer hepsi bir rüyaymış" diyerek bağlamak istiyorum izninle. yoksa söylediklerimin ağırlığı, yüzümün kızarması vesaire, beni daha da çok üzmekten başka bir işe yaramayacak.



eskisi gibi kalsın her şey. yerli yerinde ve dengesiz. sallansın varsın sal. durmasın herhangi bir kıyıda. sustum.


ses ver :: söyle o da gelsin?

1 seslenilmiş

  1. Yazan: siyyah | Tarih: 27/1/2008
    Konu: .

    her şeyin belki de tam olduğu bir anda,
    gülümsemenin milyarda bir parçasına düşen bir gölgeden
    geriye doğru aniden bir yırtık açılır.
    o çukurdan dökülen karanlık bir yağmur sonu...
    tam olan fotoğraftan istenmeyen kara bir cenin doğar.

    basit bir iç sıkıntısı dersin.endişelendirmemek için.
    ama o gün bir kaç bıçaklanmış an yüzünden soğuk uyanır bedenler sabaha.
    susarak.
    yıkımı azaltabileceğini düşünürsün.
    susarak içindeki sesleri ayıklayabileceğini düşünürsün.

    ne olmuştur ki...gözlerinin içinde cevap arayan bütün merhametini yağmalar.
    ama parmaklarının ucundan göğe dul bir rüzgar bırakılmıştır.
    ve olmayan cevap senin de sorundur zaten.

    Bağlantı »

« bir önce ne dökülmüş? :: bir sonra ne dökülmüş? »